Menüler

MAKALE

23.12.2015
Çocuklar, ölümle çok erken yaşlarda ilgilenmeye başlarlar. Çocukların ölümü anlamaları onların bilişsel olgunlaşma düzeylerine bağlı olarak değişir ve gelişir.


OKUL ÖNCESİ DÖNEM ÇOCUĞU VE ÖLÜM KAVRAMI

                Çocukların ölüm kavramını algılayabilmeleri gelişim düzeylerine ve yaşlarına bağlı olarak farklılıklar göstermektedir. Aile içi davranışlar, gelenekler, eğitim, televizyon, sinema, çizgi filmler, medya, dinsel inanışlar vb. bir yakının kaybında tutulan yasın şeklini ve içeriğini belirleme konusunda önemli rol oynamaktadır.

                Çocuklar, ölümle çok erken yaşlarda ilgilenmeye başlarlar. Çocukların ölümü anlamaları onların bilişsel olgunlaşma düzeylerine bağlı olarak değişir ve gelişir. Tam olarak anlaşılması çocuktan çocuğa değişmekle birlikte ölüm kavramının gelişmesinde izlenen sıra aynıdır.

                YAŞLARA GÖRE ÇOCUKLARIN ÖLÜM KAVRAMINI ALGILAYIŞI

                 Bowlby’e (1980) göre çocuklarda ölüm kavramının gelişimi 17 ay civarında başlar. Bebekler bu dönemde kaybolan nesneyi belleklerinde tutabilir. Ayrılık ve kayıp durumlarında üzüntü, protesto etme ve çaresizlik tepkileri gözlemlenebilir. Çocuk için ölüm, günlük yaşamda var olan birinin bundan böyle orada olmaması kadar basit bir anlama gelmekte olup ayrılığın süresi kaygı vericidir.

                2-3 yaşlarına doğru oyunlarına “ölü” olmayı ya da başkalarını öldürmeyi katarlar. Fakat şimdilik ölümden anladıkları yok olmak değil, hareketsiz kalmaktır. Aslında, bu oyundan sihirli güçlerini kullanmak için yararlanırlar. Diğer çocuğu ya da kendisini basit bir hareketle, kelimeyle, öpücükle vs. bu durumdan kurtararak eğlenirler.  Bu oyunların sonunda her şey normale döner. Bu yaşlarda çocuklar ölümden hiçbir kaygı taşımaksızın bahseder, ölümün kaçınılmaz olduğunu bilmez, onu tasavvur edemezler.

                Okulöncesi eğitime başladıkları zaman (3-4 yaşlar civarı) ayrılığa karşı duyarlılık kazanırlar. Buna paralel olarak çiçeklerin solduğunu, yaprakların döküldüğünü, hayvanların öldüğünü (kurumuş böcekler, ezilmiş salyangozlar, ölü kurbağalar, kediler vb) keşfederler. Karikatürler, sinema, TV, dijital oyunlar, masallar ölüm kavramı ile yüklüdür. Anne babaların ve diğer yetişkinlerin konuşmalarına şahit olarak, ölüm haberlerini duyar, ölü hayvanları görerek sorular sorar, bu kavramı anlamlandırmaya çalışırlar. Ancak ölüm sözcüğünü, anlamını tam olarak bilmeden kullanırlar. Okulöncesi dönemde ölümün bir sona erme ya da yaşam işlevlerinin durması olduğunu henüz kavrayamazlar. Ölüm, uzun bir ayrılık ya da dönüşü olmayan uzun bir seyahat olabilir. Ayrıca bu yaşlarda ölümün yalnız canlılar için değil, cansızlar için de olabileceğine inanırlar.

“Mezarından kalkması için ona yardım edemez miyiz?”

“Dedem ne zaman dönecek?”

“Cennette ona kim yemek verecek?”

                Günlük yaşantıları düzenli olarak tekrar eden faaliyetlerden oluştuğu için okul öncesi yıllarda çocuklar zamanı döngüsel olarak algılarlar. Yataktan kalkarlar, günü geçirirler, yatmaya giderler, uyurlar ve ertesi gün bu işler yine tekrarlanır. Bu nedenle, insanın önce küçük olduğunu, sonra büyüdüğünü ve sonra tekrar küçüldüğünü düşünmelerinde şaşılacak bir taraf yoktur. Hayatlarındaki birçok olay kendini tekrarlamakta ve bu yüzden de çocuklar zamanı döngüsel bir hareket olarak algılamaktadır. Onlara göre, ölüm de böyledir; yaşarız, ölürüz ve sonra tekrar yaşarız. Ayrıca Uyuyan Güzel, Pamuk Prenses gibi masallar ve birçok çizgi film de ölüp tekrar dirilme durumunu pekiştirmektedir.

                Küçük çocukların ölümün çok daha ciddi sonuçları olduğunu anlamadaki yetersizliği, bu olaya ilişkin tepkilerinin neden hafif kaldığını açıklayabilir. Ana babalar, çocuklarına tanıdıkları birinin ani ölümünü haber verdiklerinde; “artık gidip oyun oynayabilir miyim?” sorusuyla karşılaştıklarını belirtmektedirler. Aynı çocuk günün sonunda, ölen kişinin ne zaman geleceğini sorabilmektedir.

                5-10 yaş arası çocuklar nelerin ölüme yol açtığı hakkında bir fikir edinmeye başlarlar. Bu dönem ölüm kavramı hakkında ilk soruların sorulmaya ve kaygılar oluşmaya başlar. 7 yaş civarında ölümün evrensel ve engellenemez bir olgu olduğunu kavramaya başlar. 5 yaşından küçük çocuklarda olduğu gibi 5-10 yaş arasındaki çocukların da düşünceleri somut düzeydedir ve yas olgusunu anlamaları için somut ifadelere (törenlere, resimlere, mezar taşlarına) ihtiyaçları vardır. Ölümün hem kazalar ve şiddet gibi dışsal nedenlerden kaynaklandığını, hem de yaşlılık ve hastalıklar gibi içsel süreçlerin bir sonucu olduğunu anlayabilirler. İlgileri; ölüm süreci, bedenin çürümesi ve ölüm nedeni üzerinde toplanmaya başlar. Sihirli ögeler hala düşüncelerinin parçası olmaya devam eder; ölülerin yaşayanları gördüğünü ya da işittiğini varsayarlar ve bunun bir sonucu olarak ölendi memnun etmek için didinirler.

                Sonuç olarak okul öncesi dönemde çocuklar, ölümün geniş kapsamlı sonuçlarını anlamaktan çok uzaktırlar.

                Ölüm 8-9 yaşlarındaki çocukların düşüncelerinde hala oldukça somuttur. Ölümün bedensel yanı üzerinde odaklanma eğilimi gösterirler. Örneğin ölülerin konuşamayacağını, hareket edemeyeceğini, nefes alıp yemek yiyemeyeceğini ve kalplerinin durmuş olduğunu bilirler. 10 yaşından sonra çocuğun ölüm kavramı giderek daha soyut hale gelir ve bir kayıp olgusunun uzun vadeli sonuçlarını daha iyi görebilirler. Bu yaşlardaki çocuklar, ölümü soyut bir düşünce olarak kavrayabildikleri gibi, bunu evrensel ve kaçınılmaz olarak algıladıkları için kendilerinin başına da gelebileceğini kavrarlar. Bu nedenle ölüm düşüncesini belli bir mesafede tutmaya gereksinim duyarlar.

OKUL ÖNCESİ DÖNEM ÇOCUĞU ÖLÜME NASIL TEPKİ VERİR?

                Okul öncesi dönemdeki çocuklar ölüm veya kriz durumları açısından bakıldığında en çaresiz ve pasif yaşlarındadırlar. Yeniden dengelerine kavuşmak için yetişkinlerden yardım almaları gereklidir. Aynı zamanda, ne olup bittiğini anlamaları güçtür ve daha büyük çocuklarda olduğu gibi kaygılarını azaltmak ve denetimi ele geçirmek için olanı hayallerinde değiştirme kapasitesinden yoksundurlar. Bu yaştaki çocukların genellikle ayrılık ve reddedilmeyle ilgili endişeleri fazladır ve bu nedenle bakımını sağlayan insanlardan birinin ölümüne daha fazla duyarlıdırlar. Ölen kişiyi sorup dururlar ve kaybettikleri kişiyi sürekli ararlar. Bazen çok fazla ağlarlar, yatıştırılmaları zor olur ve sevdiklerini hatırlatan kişilerden kaçarlar.

                Ölen kişiyi rüyalarında gördüklerinde korkarlar ve akılları karışır. Diğer yaş grubundaki çocuklardan daha sık olarak çevrelerinden kaçarlar. Bazen olayı oyunlarında defalarca canlandırma eğilimi gösterirler. Ancak; küçük çocukların kavramları anlamalarının yetersiz olması ve olayların uzun vadeli etkilerini anlamada zorluk çekmeleri onları korur da. Çok küçük olanlar kaybedilen kişinin döneceğine inanabilirler. Bu durumun onların yas tutmasına nasıl yardımcı olduğunu küçümsememek gerekir. Küçük çocuklar, doğal, açık yürekli, somut ve doğrudan ifade yeteneğine sahip oldukları için onlara daha fazla yardım etmek mümkündür.

                Genellikle ölüm karşısında kaygılı bir bağlanma, yabancılara karşı korku, ağlama, sırtını yaslama, yatıştırılma gereksinimi türünden tepkiler gösterirler. Altını ıslatma, kaka yapma gibi gerileme davranışları ile uyku bozuklukları ve kâbuslar da sık görülür. Oyuna olan ilgilerini kaybedebilirler, ağlama krizi gibi dışa vurma davranışlarıyla üzüntülerini ve depresyonlarını maskelerler.

                Bir ölüm olayı beklendiğinde, çocukların gösterdikleri tepkiler, yaklaşmakta olan ölüm hakkında nasıl bilgilendirildiklerine bağlı olarak değişir. Zihinsel olarak hazırlıklı olma ve vedalaşma fırsatı, onları yas yaşantısına (yakın bir gelecekte ölümle karşılaşacaklarını bilmekten kaynaklanan yasa) hazırlar ve böylece ani bir ölümden sonra ortaya çıkabilecek şok tepkisi yerini daha hafif bir tepkiye bırakır. Ancak; çoğu ölüm olayı, “zihinsel hazırlık” için zaman ayrılmış olsa bile, çocukta yas tepkilerinin açığa çıkmasına neden olacaktır.

                Çocuklar da yetişkinler gibi tek tip tepki göstermezler. Birinin öldüğüne ilişkin bir habere gösterdikleri tepkiler arasında pek çok farklılıklar vardır. İlk anda gösterilen en yaygın tepkiler şunlardır:

  • Yaşça büyük çocuklar özellikle şok ve inanmama şeklinde tepki gösterirler ve olaydan sonra donup kalırlar. Çocukların ilk anda güçlü tepki göstermemeleri, ana-babaların ve diğer yetişkinlerin akıllarını karıştırır. Çocuklarının ağlamamasından endişe duyarlar. Ancak bu, yetişkinler için de tipik olan doğal bir şok davranışıdır. Olay, adım adım kabul edilecek ve böylece bu mekanizma çocuğun duygusal olarak aşırı etkilenmesini önlemede yaralı olacaktır. Bu süreç, aşırı durumlarla başa çıkmamızı kolaylaştırmada yararlı ve gerekli bir koruyucu mekanizmadır.
  • Bazı çocuklar hemen korku ve itirazda bulunarak tepki gösterirler ve yatıştırılmaları pek kolay olmaz.
  • Başka çocuklar sanki duyguları donmuş gibi hissizleşebilirler.
  • Bazen de sanki hiçbir şey olmamış gibi yaşantılarına devam ederler. Bu durum çocuklar için, dünya karmakarışık ve güvensiz bir hal aldığında, farklı tepki bekleyen yetişkinleri kızdırsa bile alıştığı ve iyi bildiği etkinlikleri sürdürmelerine olanak sağladığı için daha güven vericidir.

ÇOCUKLARDA SIK RASTLANAN YAS TEPKİLERİ NELERDİR?

  • Kaygı: Çocukların duyduğu kaygı büyük ölçüde, ana-babalarının ya da kendilerine bakan kişinin) başına bir şey gelebileceği korkusunda odaklaşır. Küçük çocuklar bu kaygı nedeniyle daha ısrarcı ve talepkar hale gelirler. Ebeveynlerinin sürekli yanlarında olmasını isterler ve ayrılmalarına karşı aşırı tepki gösterirler. Ebeveynlerden biri hastalandığında ve özellikle daha önce ölen yakının belirtilerine benzer belirtiler gösterdiğinde, korkuları daha da artar. Kendilerinin de öleceğinden korkmaya başlayabilirler. Çocukların korkuları çoğu kez yatma saatinde ortaya çıkar ve yatağa gitmeyi belirgin şekilde geciktirmeye çalışırlar. Yalnız uyumak istememe, ışığın ya da kapının açık bırakılmasını isteme görülebilir. Büyük çocuklar için evde tek başına kalmayı veya evde kimse yokken eve girmeyi reddetme görülebilir.

        Ölüm olayı ani ve çarpıcı bir biçimde gerçekleştiğinde her şeyden ürken, tedirgin bir hal alabilirler. Bu huzursuzluk kaybın kendisinden çok, yaşanan travmadan kaynaklanır. Bu tehlikeye hazırlıklı olma hali eğer uzun sürerse baş ağrılarına, kaslarda gerilmeye ve kas ağrılarına yol açabilir ve dikkatini toplamada güçlüklere ve bellek sorunlarına neden olabilir.

  • Canlı Anılar: Eğer çocuklar tesadüfen bir ölüme tanık olmuşlarsa ya da ölen birinin cansız bedeniyle karşılaşmışlarsa, bu görüntüler bir “içsel video filmi” gibi birbirine bağlanır. Bu görüntüler daha sonra, tekrar tekrar, rahatsız edici biçimde göz önüne gelebilir. Zihinde canlanan bu anılar genellikle geceleri çok güçlenir ve uykuya dalmada sorun yaratır. Huzursuzluk ve tedirginliğe sebep olur.
  • Uykuya Dalmada Güçlük: Eğer “uyku” sözcüğü ölümü anlatmada kullanıldıysa, çocuklar uyumaktan korkabilir ve anne-babaları uyurken tetikte olurlar. Geçirdikleri bir travmayı anlayabilmeleri ve özümseyebilmeleri (örneğin, üzerinde konuşmaları, oyunlarına konu etmeleri ve düşünmeleri) için gündüz saatlerinde fırsat tanınmayan ya da olanlar hakkında düşünmeyi özellikle kendileri reddeden çocuklar, yüzleşme fırsatı verilen çocuklara kıyasla daha fazla rahatsız edici rüya ve kâbus görmektedirler.
  • Üzüntü ve Özlem: Üzüntü ve özlem farklı biçimlerde ortaya çıkabilir. Bazı çocuklar sevdikleri kişinin ardından sık sık ağlarken, bazıları çevreden uzaklaşıp kendi başına kalıp içine kapanabilir. Küçük çocuklar ölen kişiyi bulmak için bir odadan diğerine gidip dururlar. Ölen kişiyi arama, onu görmeyi isteme, birlikte yaptıkları şeyleri yapmak isteme, gittikleri yerlere gitmeyi isteme, fotoğraflarına tekrar tekrar bakmak isteme, o kişi hakkında anıları dinlemek isteme, o kişi gibi davranmaya başlama, ona ait bir eşyayı sürekli yanında taşıma ve bunu özel bir yerlere saklama gibi davranışlar sergileyebilirler. Tüm bu davranışlar, yetişkinleri tedirgin etse de, çocukları kaybettikleri kişiye yakınlaştırmaktadır.  Ayrıca bu tür nesneler “acıyı hafifletmede” önemli bir rol oynayabilir.
  • Öfke ve Dışa Vurma Davranışları: Çocukların kayıp karşısında sergiledikleri öfke, değişik şekillerde görülebilir.
    • Kendilerini terk ettiği için ölen kişiye kızarlar.
    • Ölümü engelleyemedikleri için kendilerine kızarlar.
    • Bu olayı engelleyemedikleri için diğer kişilere kızarlar.
    • Yaslarına çocukları katmadıkları, üzüntülerini onlarla paylaşmadıkları için yetişkinlere kızarlar.

        Çocuklarda yas tepkileri bazen ağlama nöbetleri, başkaldırılar, anne-babaya vurma, tekmeleme biçiminde açığa çıkabilir. Çocuklar, farkında olarak ya da olmayarak, yaşadıkları kaybın sonunda anne-babalarının yıkılmalarını önleme işini üstlenirler. Onaylanmayan saldırgan davranışlarla, onların ilgilerini kendi üzerlerine yöneltip onları depresyondan çıkmaya zorlayabilirler.

  • Uygunsuz Tepiler ve İnkar: Bazı çocuklar ölüm karşısında umursamazlıktan da öte bir ruhsal durum içine girebilir. Evde acı ve üzüntü değil de bayram varmışçasına sevinçli, canlı, yerinde duramaz olurlar. Olmayacak şeyler ister, yersiz güler, herkesi utandıran davranışlar sergileyebilirler. Gerçekte çocuğun bu davranışları ne sevgisizliğinden ne de üzüntü duymayışındandır. Bu durum yaşadığı sarsıntıya karşı, yadsıma (inkar) yoluyla kendisini savunmanın bir yoludur.
  • Suçluluk, Kendini Kınama ve Utanç: Çocuklar, benmerkezci ve kendilerinin olağanüstü güçlere sahip olduklarına ilişkin inançları nedeniyle, olan bitenden kendi davranışlarını sorumlu tutma eğilimindedirler. Çocukların suçluluk ve utanç tepkileri genellikle ölüm olayından önce yaptıkları veya düşündükleri şeylerle ilişkilidir.
  • Okul Sorunları: En sık rastlanan durum dikkatlerini toplamada güçlük çekmeleri sonucu oluşan olumsuzluklardır.
  • Fiziksel Şikâyetler: Yas tutan çocuklarda baş ağrılarının, karın ağrılarının veya kaslardaki gerginliğin artması türünden bedensel yakınmalar görülür.
  • Diğer olası yas tepkileri:
  • Yaşça daha küçükmüş gibi davranma
  • Sosyal açıdan yalnızlaşma
  • Hayaller
  • Kişilik değişikliği
  • Gelecek hakkında kötümserlik
  • Nedensellik ve anlam hakkındaki düşüncelerle aşırı uğraşma
  • Olgunlaşma ve büyüme

ÇOCUKLARA ÖLÜM HABERİ VERİLMESİ, ANLAMASINA YARDIMCI OLMA

                Ailede bir kayıp yaşandığında genellikle çocuklardan bilgi saklamaya çalışmanın sonuçları olumsuz olur. Çocuklar gerçeği öğrenmek isterler ve öğrenmeleri de gerekir. Ancak gerçekler, onların yaşlarına uygun bir biçimde anlatılmalıdır. Hastalık ve ölüm olgusu kafalarını karıştırabilecek ve korkutabilecek benzetmelere dayanmadan, açık bir biçimde, gerçekte olduğu gibi ve doğrudan anlatılmalıdır. Küçük çocuklar için soyut açıklamalardan uzak durmak gerekir. Cennet, Tanrı, öbür dünya gibi kavramlar çocuğun günlük kavramlarının bir parçası değilse bunları, yeni yer alan bir ölüm olayı dolayısıyla tanıtmak doğru bir zamanlama değildir. Bu, yetişkinler için kolay bir yol olabilir, fakat çocukları soyut olan ile somut olanı bağdaştırma çabasına sokacağından akılları karıştırabilir.

                Dini kavramlar çocukların günlük yaşamlarının bir parçasıysa, bunları kullanmak uygun olabilir. En Tanrı tanımaz yetişkin bile çocuklarla ölüm hakkında konuşurken, ölümden sonraki yaşam ve gelecekte kavuşma gibi kavramlara başvurabilir. Böyle bir çözüm seçilmişse, en iyisi basit fikirler kullanmaktır. “Tanrı kardeşine bakacak” demek, “Tanrı kardeşini öyle çok sevdi ki onu Cennete aldı.”  “Kardeşin Allah’ın sevgili kuluymuş.” demekten daha iyidir (çünkü ikinci cümle çocukta Tanrıya karşı bir öfke oluşturacaktır).

                Yetişkinler çoğunlukla, çocukların hakikati kabul edemeyeceklerini düşündüklerinden konuşmaktan kaçınırlar veya aynı nedenle olayın bazı kısımlarını anlatmak istemezler. Çocuklar genellikle gerçeği olduğu gibi ve doğrudan karşılama yetisine sahiptirler. Anlamada çıkan sorunlar yetişkinlerin çocukların yeteneklerini küçümsemesinden ve gelişim özelliklerini bilmemelerinden kaynaklanır.

                Çocuklara doğrudan ve açık biçimde bilgi verdiğimizde, bazı şeyleri sosyal çevrelerinden tesadüfen öğrenmelerini de önlemiş oluruz. Olayı başkalarından duymaları, ana babalarına veya yetişkinlere duydukları güveni ciddi şekilde sarsabilir.

                Bilgi açık ve doğrudan verilmekle kalmamalı, hemen iletilmelidir. Bilginin çocuğa aktarılmasındaki gecikme yetişkinlere olan güveni azalttığı gibi olayın tesadüfen öğrenilme olasılığını da arttırır. Yetişkinlerin, çocuklarla konuşmadan önce kendilerini toparlamaları için zamana ihtiyaç duymaları doğaldır, fakat bilginin geciktirilmesinin olumsuz sonuçları unutulmamalıdır. Eğer kişinin “beyaz” yalan söylemesi veya gerçeğin sadece bir kısmını çocuğa söylemesi gerekiyorsa bunu düzeltmesi gerekir: “Dün sana gerçeğin hepsini söyleyemedim, çünkü durum benim için öylesine yeni ve şaşırtıcıydı ki, anlatmak çok zor geldi. Bunu düzeltmek için şimdi bildiğim her şeyi sana söyleyeceğim.” denebilir.

                Kopuk ve eksik de olsa bir kayıp haberini çocuğa anne babadan birinin vermesi, başkalarının vermesinden daha iyidir. Çocuğun anlatılanları anladığından emin olmak için tekrarlamak gerekebilir. Bazen kişinin sosyal çevresindeki diğer kişiler olayın böyle açıkça iletilmesini eleştirebilirler, ama doğru olan budur.

                Çocuklar olayları sorular sorarak, sohbet ederek ve oyun aracılığıyla anlamaya çalışırlar;

“Mezarda ne içiyor?”

“Tabutta nasıl yatıyor?”

“Saçları uzuyor mu?”

“Gittiği yer soğuk mu?”

                Çocukların bu tür soruları sormalarına izin verilmesi, olayı anlamaları için zaman tanınması ve bu anlayışlarını, belirsizlik ve kaygıya yol açacak hayaller üzerine oturtmamaları önemli bir noktadır. Çocuklara bakan kişiler, bu tür sorulara ve çocukların kafalarında evirip çevirdikleri düşüncelere “zihinsel olarak hazırlıklı” olmalıdırlar. Eğer yetişkinlerin çocuğun sorusuna yanıtı yoksa, bunu açıkça belirtmek en iyi yoldur. Soru üzüntü veriyorsa ve yanıtı düşünmek için zamana ihtiyaç varsa “Şimdi bunu konuşmak üzüntü veriyor, biraz düşüneyim sana daha sonra yanıt vereceğim” denebilir.

                Çocuklarla ölüm hakkında konuşurken bu tür sohbetlerin kısa olması gerektiğinin farkında olunmalıdır. Çocuklar bir süre kulak verir, sonra konuyu değiştirirler veya oynamaya giderler. Aşırı duygulara daha az dayanırlar ve üzüntü süreleri daha kısadır.

                Çocuklar çoğu zaman, olayı düşündüklerini yetişkinlere, oyun, resim veya başka ifade biçimleriyle aktarırlar. Çocukların çoğu kumda veya toprakta içine ölü hayvanları veya böcekleri gömdükleri törenler yaparlar. Bu yolla ölüm sürecini kavramaya ve olay hakkında daha iyi bilgi sahibi olmaya çalışırlar. Aynı zamanda mezarları, camileri ya da ölümle ilişkisi olan başka olayları ya da şeyleri çizebilirler. Bu tür etkinlikler onların olayı anlamalarına yardım eder. Yetişkinler bu tür oyunları sadece kabul etmekle kalmayıp çocuklara, tepkilerini oyunla ifade edebilme konusunda aktif olarak yol göstermelidirler. Çocuklar oyun aracılığıyla travmatik yaşantıları ayrıştırabilir, yeniden birleştirebilirler, ifade edilmesi güç olan duygu ve düşüncelerini ortaya koyarlar. Çocukların yaşamdaki diğer güç şeyleri kavramaları da aynı yolla olur.

               

ÖNERİLER

  • Nasıl bir soru sorsun çocuk baştan savılmamalıdır. Kafa karışıklığına neden olmayacak şekilde yaşına uygun açıklamalar yapılmalıdır.
  • Soyut açıklamalardan kaçınmalı, ölüm anlatılırken seyahat, uyku, gökyüzünde olma gibi kavramlar kullanılmamalıdır.
  • Anne babasının ölüp ölmeyeceğini sık sık soran bir çocuğu yatıştırmak amacıyla ölümün uykuya benzediği söylenmişse, kimi çocuklarda uykuya ve yatağa gitmeye karşı bir korku gelişebilir.
  • Küçük çocukların doğrudan ölümle ilgili gibi görünen korkularının altında bile yalnız kalma korkusu yatar. “Beni üzersen hasta olur ölürüm.” gibi öfke anında sarf edilmiş ifadeler, çocuktaki bu korkuyu iyice pekiştirecektir. Böylece sevdiklerinin ölümünü de kendisine yönelmiş bir ceza olarak düşünmeye başlayacaktır.
  • Bir aile büyüğüne, “Sen yaşlısın yakında öleceksin/ölecek misin?” diye sorduğunda “Evet elbette bir gün öleceğim, ama henüz hayattayım ve hayatım bitene kadar seninle birlikte güzel şeyler yapmaya devam edeceğim.” şeklinde bir açıklama yapılabilir.
  • Tanıdığı bir kişi öldüğünde, “Sen ne zaman öleceksin?” diye sorduğunda; “Kimse hayatının ne zaman biteceğini bilemez, ben de bilemiyorum. Ama şu an hayattayız ve seninle birlikte güzel günler geçiriyoruz.” şeklinde yanıtlanabilir.
  • “Ölen insanlar nereye gidiyor?”, “ Onlara ne oluyor?” soruları, “Tüm canlılar öldüklerinde sonsuza dek hareketsiz kalırlar.” “Onları hatırlamak istediğimizde onlarla ilgili hatıralarımızı anıp, -varsa- bize bıraktıkları eserleri, ürünleri inceleyebiliriz (resim, el işleri, mektuplar, vb.) fotoğraflarına bakabiliriz, mezarını ziyaret edebiliriz.” şeklinde bir açıklama yapılabilir. İnanç durumunuza göre bu açıklamalar daha ayrıntılı hale getirilebilir.
  • Ebeveyn kayıplarında çocuk başka bir yerde yaşayan yakınların yanına gönderilmemeli, evinde çocuğun iyi tanıyıp,  güvendiği bir yakınının yanında olması sağlanmalıdır.
  • Duygusal başa çıkmayı kolaylaştırmak için, gereksiz ayrılıklar önlenmeli, çocuğun anne- babasına ya da kendisine bir şey olacağına ilişkin kaygıları hakkında konuşulmalıdır.
  • Çocukların cenaze törenlerine götürülmelerinde, yanlarında çok yakın ve güvendikleri bir yetişkin olduğu sürece bir sakınca yoktur. Hatta bu süreç, çocuğun kaybının somut hale gelmesine ve yasını yaşayabilmesine yardımcı olacaktır.  
  • Ölüme kendi yakın çevresinde tanık olmamış bir kimsenin, çocuk ya da yetişkin, ölümü kavrayışı tam sayılmaz. İnsanlar sevdiklerini yitirince ölümü yeniden ve gerçekten öğrenirler! (Atalay YÖRÜKOĞLU) 

                                                                                                                                           

                                                                                                                                                Nesrin ATAMAN

                                                                                                                                                Uzman Psikolog

 


YARARLANILAN KAYNAKLAR:

  • Brunet, C., Sarfati A.C. 1-7 Yaş Arası Çocuğun Eğitimi, Çocuk ve Aile Kitapları, 2000
  • Dyregrov, A. Çocuk, Kayıplar ve Yas, Türk Psikologlar Derneği Yayınları No:20, 2000
  • Tahta, F., Tahta K., Dernek S. Çocukların Yakınlarının Ölüm Kavramlarını Algılama Üzerine Kurdukları Sistemler ve Oyunlar,  Hacettepe University Faculty of Health Sciences Journal  Vol. 1, 2015
  • Yörükoğlu, A. Çocuk Ruh Sağlığı, Özgür Yayınları, 1989