Menüler

MAKALE

21.10.2016
Her yönüyle sağlıklı yetiştirilmiş bir çocuk, güvenli bir gelecektir. İnsan yavrusu yaşamın her alanında ve her yaşta sevgiye gereksinim duyar. Başarma duygusu ya da maddi kazanımlar sevgi yoksunluğunu kapatmaz. Sevme ve sevilme ihtiyacı bebeklikten yaşlılığa kadar tüm yaşam boyu sürer.

SAĞLIKLI ve SEVGİ DOLU ÇOCUK YETİŞTİREBİLMEK

İnsan gelişiminin en önemli evrelerinden birisi,  ilk 3 yıl öncelikli olmak üzere tüm çocukluk dönemidir. Hem biyolojik sağlığın hem kişilik oluşumunun temellerini belirleyen bu evrede çocuk zamanının çoğunu aile içinde geçirir. Üç ile yedi yaş arasında aile içindeki davranışlar, konuşmalar, değerler ve beklentiler çocuğun duygusal gelişimini de belirler. Bu etkilenmeden birinci olarak anne ve babalar sorumludur. Çünkü çocuk,  ilk yaşlarda bakıcı ya da diğer kişilerden daha çok anne-babası (ya da anne-baba yerine geçen kişiler) tarafından kabul edilmeyi ve sevilmeyi bekler. Anne babadan gelen ve hissedilen sevgi, çocuğun diğer insanlardan duyumsayacağı sevgiden daha farklı ve daha değerlidir. Elden ele dolaşan, değişik insanlardan düzensiz sevgi gören bebekler, güven duygusunu geliştiremezler. Başkalarını sevebilmeyi, paylaşımı, huzuru bir çocuk ancak doyurucu sevgi ilişkisi kurduysa kazanabilir. Sevilmeyen çocuklar kendi sevgilerini başkalarına veremez, başkasını sevemezler. Bu çocukların sağlıklı kişilik geliştirmeleri de mümkün olmayabilir. İnsan sevme yeteneğini sevilerek kazanır, sevmeden önce sevilmeyi öğrenir.

Dolayısıyla çocuk büyütürken “sevgi göstermek” mutlak koşuldur. Ancak tek başına yeterli olduğu söylenemez. Sevginin mutlaklığının yanında gösteriliş biçimi de önemlidir hatta bazı durumlarda çocuğu olumsuz yönde etkiler. Sevgiyi göstermenin şekli olur mu? Sevgi ile kuralcılığı, otoriteyi, hoşgörüyü ve zamanlamayı karıştırdığınızda sevgi zarar verici olabilir.  Sevdiği için çocuğunu döven ya da sevdiği için her istediğine izin veren bir anne-baba çocuğuna zarar verdiğini göremiyordur. “ne yapalım! çok ağlıyor, dayanamıyoruz” cümlesi uzmanlar tarafından çok sık duyulur. Aile ile çocuk arasındaki sevgi ilişkisi dengeli olmalıdır. Aşırı ya da az sevgi görmek sorunların temelini oluşturur.

Sevgisiz büyümek ya da geleneksel olarak “çocuğa sevdiği gösterilmez ama O sevdiğimizi bilir” düşüncesi, çocuk büyütmekle bağdaşmaz. Çocuk sevildiğini görmek ve duymak ister; sevgiyle, çocukları anlayışla ve dozunda disiplinle büyütmek gerekir. Disiplin  amaçlı ya da altındaki neden ne olursa olsun sevildiğini göstermemek iyi çocuk yetiştirmenin temeli olamaz. Anne-baba olmak öncelikle karşılıksız sevgi göstermektir.

Aşırı sevgi gösterisi de en az sevgisizlik kadar çocuğun kişiliğinde zedelenme ve dengesizliklere neden olabilir. Sürekli üzerine titrenilen, kucaktan indirilmeyen, bebek gibi davranılan, sınır konmayan çocukların sağlıklı bir kişilik geliştiremedikleri bilinmektedir. Okul yaşına gelmiş ama kendi işlerini yapamayan (yaptırılmayan), bağımsız davranamayan, kendi kararlarını veremeyen çocuklar hiç de az değildir toplumda. Günlük yaşam temposunda çocuğunu kendisi giydiren, kendisi besleyen hep gözünün önünde tutan, çocuğa hiçbir şey için fırsat tanımayan aileler bu tutumlarını sürdürerek çocukları başkasına bağımlı hale getirmektedirler. Çalışan ailelerin sabır ve zaman gibi sorunları buna zemin hazırlarken çalışmayan annelerin de aynı tutumu göstermeleri çocuk yetiştirirken aslında ne kadar bilinçsiz davrandığımızı gösteriyor.

                                                                                                                

Acaba kendi kararlarını kendi veren ve kendine güvenli çocuklar yetiştirmekten korkuyor muyuz?  

Çocukluk dönemi boyunca yeterli ilgi, sevgi ve anlayışlı disiplinle yetiştirilmemiş çocuklar büyüme çağlarında davranış sorunları gösterebilir, ailelerinden uzaklaşabilirler. Anne babalar çocuklarına, hata yaptıklarında cezasını çekmeyi; doğru yaptıklarında mükafatını görmeyi, müsaade etsinler.

Çocukluk döneminde denge sağlanmamışsa ergenlik döneminde,  aile ile çocuk arasında büyük çatışmalar yaşanmasına neden olabilir. Bütün anne babalar kendi gençliklerini unutup, çocuklarının duygularını anlamaya çalışmadan kendi doğrularını çocuklarına dayatmaya çalıştıklarında ise çocuk aileden bütünüyle uzaklaşabilir. “Kuşak çatışması” kavramı her dönem aile sohbetlerinin konularından birisidir.

Aileden kopuk olmak dış dünyadaki tehlikelere de açık olmak demektir. Her çocuk kabul edildiği, sevildiğine inandığı ve kötü eleştirilmediği ortamlarda kendini mutlu hisseder ve bu ortamları arar. Eğer bu ortam anne-babanın dışında bir yerde kendilerine sunuluyorsa doğru yanlış ayrımı yapmayı düşünmeden mutlu hissettikleri yerde olmaya karar verebilirler. Özellikle düşünme yeteneği baskılanmış, tek yönlü eğitilmiş ve yalnızca söyleneni yapmaya yönelik yetiştirilmiş çocuk/gençler aile dışındaki odakların hedefi olmaya açıktırlar.

Sevgi adına bağımlı, güvensiz, toplumdan kopuk ruhsal olgunluğa erişmemiş yetişen çocuklar, disiplin adına saldırgan, anlayışsız, sevgisiz ve doyumsuz yetişen çocuklar ileri yaşlarda hem aile hem de topluma ağır yükler getirirler. Bunun birinci sorumluluğu ise çocuk büyüten anne babalarda ve öğretmenlerdedir.

Dolayısıyla bilinçli anne-baba olmak ve bilinçli anne-babalar yetiştirmek bireylerden kuruluşlara kadar herkesin önceliği olmalıdır.

 

Ne Yapmalıyız?

* Çocuklarımıza sevgi kavramını ve sevmeyi öğretmek için onları sevgiyle büyütmemiz gerekir. Sevgimizi her şekilde göstermeli ve hissettirmeliyiz. Dokunarak öperek, sarılarak yani tensel temas ile sevgimizin sıcaklığını ona aktarmalıyız. Güzel sözleri, onayımızı, iltifat ve takdirimizi esirgememeliyiz. Maalesef sevgiyi esirgemek bir ceza ve yaptırım aracı olarak kullanılmaktadır. Oysa bu tutum çocuğun ruhunda yaralar açar ve O da sevmemeyi ve severse de (incinmemek için) bunu göstermemeyi öğrenir.

* Şartlı sevgiyi değil koşulsuz sevgiyi öğretmeli, bunun için de bunu önce biz başarmalıyız. Yani çocuğumuzu uslu olması, söz dinlemesi, iyi not alması şartıyla değil de bazen yaramazlık yapmasına, üstünü kirletmesine, söz dinlememesine, zayıf not almasına rağmen sevdiğimizi bilmelidir. Böyle olunca kendini sevdirmek için hayat boyu performans göstermek zorunda kalmaz. Yine ancak böyle olursa sevgisini rüşvet gibi ve bedel karşılığı sunmak yerine karşıdakini zayıflıklarına, kusurlarına rağmen sevebilmeyi öğrenir.

* Çocuğunuzu kimseyle kıyaslamamak gerekir, kardeşiyle bile… Çocuklar kardeşlerini çok severler ama kıskançlık sebebiyle çok da çatışabilirler. Bu doğaldır, ebeveyn taraf tutmayarak, iki tarafın da ihtiyaçlarını gözeterek ve ortamı yumuşatarak çatışmaların büyümesini engelleyebilir. Ama kesinlikle “sen kardeşini sevmiyorsun, bunlar birbirinden nefret ediyor” gibi şartlayıcı ifadeler kullanılmamalıdır.

* Hayvan ve bitki beslemelerini teşvik edin. Sevgiyi öğretmenin en etkili ve güzel yollarındandır. Yalnız bu durum sorumluluk da gerektirdiğinden, 11 yaş öncesinde hayvanın bakımını paylaşın, tamamen çocuğun sorumluluğunda olursa, sevgi duygusu gelişirken, sorumluluk noktasında sıkıntı yaşayabilir ve olumsuz bir sonuçtan çok etkilenir.

 * Ona başkalarının olumsuz yönlerini anlatıp ürkütmek yerine hayattaki güzelliklerden ve iyi insanlardan sık sık bahsedin. Dünyayı algılaması sizin sunduğunuz çerçeveden etkilenecektir.

* Sevdiği kişilere bu duygusunu söylemesi ve göstermesi için teşvik edin.

 

 

                                                                                                   Hazırlayan:  Kezban GENÇ

                                                                                             Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Uzmanı

 

 

Kaynak: Uzm. Birgül U. Bayoğlu, Anne-Baba Olmak,www.çgeder.com